Fırıncının Kızı Değil Fırıncının Karısı

Fırıncının kızı değil fırıncının karısı. 40 yaşlarında yeşile çalan  sarı renkte  cildi. Saçları doğuştan değil sonradan olma çingene sarısı. Ucuz boya ile boyanmış ve boya zamanı gelmiş, tekrar boyamaya zamanı olmamış. Altlar siyah ortası sarı uçları saman sarısı kirpikleri mavi desem de değil. Sarıya inat simsiyah iki tel bırakılmış ama o da ucuz olsun diye veya fazla pazarlık yaptığından manikürcü çırağına aldırılmış kaşlar. Gözler lens mavisi yine ucuzundan kedi gözü parlayan cinsinden. Elbise çiçekli basma ve daima etekli. Zaten etekten başka bir şey giyemezdi. Giyse de yakışmazdı. Pantolon giyse değirmen taşı gibi iki tane kalça fırına un öğütürdü. Etekleri de üstüne hafif oturtup kalçaları ve beli belli edecek şekilde giyerdi. Bu onu daha seksi gösteriyordu. 1.60 boylarında hafif etine dolgundu.


Bir yürüyüşü vardı ki, her sokağa çıkışında bütün esnaf camlarda, kapıların önlerinde, kimisi bıyık burar, kimisi göbeğini içine çeker, kimisi kuvvet gösterisi yapardı. Öyle bir kadındı ki… Öyle bir salına salına yürürdü ki… Bir kalçasını artırdığında Çankaya’nın tapusu benim öbür kalçasını artırdığında Gaziosmanpaşa’nın tapusu kocamın derdi sanki o kalçalar. İşte  bu kalçaların asaleti idi esnafın aklını başından alan.  Şirret mi şirretti. Hele fırıncı onu görünce kaçacak delik arardı. Ne zaman ki fırıncının üstü başı un olmuş, esnaf anlardı ki fırıncı un çuvallarının arkasına saklanmış. Öyle bir bağırırdı ki fırıncıya pezevenk diye sesten korkan fareler un torbalarının arasından kaçışırken etrafı bir un bulutu kaplardı.


Fırıncının işçileri de köşe bucak kaçacak diyecem   ondan ama ekmek parası onca hakarete katlanmak zorunda kalırlardı ve kaçamazlardı. O geldi mi fırına un torbaları yer değiştirirdi. İşçiler iş yapıyor görünmek için bir gün sağ tarafa istiflerler bir günde sol tarafa istiflerlerdi. Kendi aralarında konuşma ve dedikodu yasaktı. Oturup dinlenmek yoktu. Ancak dedikodu ve oturma akşam olup o dantelli geceliğiyle fırını denetleyip üst kata, eve çıktıktan sonra olurdu. İşte o zaman işçiler rahat nefes alıp çay demleyip içebilir dedikodu yapabilirlerdi. Fırıncıya gülüp dalga geçebilirlerdi.


Dört tane çocuğu vardı. Hepsini bir sene ara ile doğurmuş ve hepsi okula gidiyordu. Çocukların hepsi kendi gibi etine dolgundu ama fırıncı gibi uysal ve sessiz çocuklardı. Dört tane çocuk doğurup vücudunun bozulması ile övünürdü. Cehennem gibi kadındı.

Fırında bir hafta boyunca kavgalar sıklaştı. Fırıncı evden çıkamaz oldu. Duyulan tek ses saçımı süpürge ettim sana dört tane çocuk verdim hakkım değil mi idi. Daha sonraki hafta fırıncı ve karısı Fethiye’ye gittiler. Oradan bir yazlık aldılar. Tabi ki cehennemin üstüne... Çünkü fırıncıya dört çocuk vermişti ve saçını süpürge etmişti. Tapu üzerine bir yazlık hakkıydı. Fırıncı yazlığı da döşedi uzun kavgalardan sonra. Fırıncının karısı da dinlenmek için tek başına tatile gitti Fethiye’ye.


Çiçekli basmadan eteği ucuza boyanmış saçları ile memelerini attıra attıra fırının önünde çocuklarını  öptükten ve evle, fırınla ilgili son talimatları verdikten sonra taksiye bindi ve gitti. Fırıncıda taksinin arkasından bir kova su döktü. Her ne akla hizmet ise… Taksi gittikten sonra fırıncının işçileri dışarıya çıkıp rahat bir nefes aldılar. Günler süren kavgalardan bıkmışlardı. Fırıncı ile karısı her kavgadan sonra bir fırıncı iniyor fırına, bir karısı. Hatta bazı gecelerde fırıncı fırında un torbalarının üzerinde uyumuştu. İşçiler hakaretin beşi beş paradan ucuzdu.


Fırıncı karısına gönderdikten sonra biraz fırında dolandı sakinlemişti. Kılıcını kırmıştı. Tamamen hanımına teslim olmuştu. Yenilmişti. Yenilmişti ama çocuklarında doyurması gerekiyordu. Hayat devam ediyordu. En kolayı kıymalı yumurta yapmak diye geçirdi aklından. Kaç kilo kıyma almam gerekir diye düşüne düşüne kasaba gitti. Kıçlarına karanfil sokulmuş koyunların önündeki camekanda 10-15 Temmuz arası Fethiye ‘ de tatildeyim yazıyordu. İçine kurt düştü niye Fethiye? Niye karısı ile aynı tarihlerde? Son zamanlarda yediği et yemeklerini  düşündü. Evet evet hep et yemeği yiyorlardı. Hatta sormuştu niye bu kadar et yemeği diye de fırça bile yemişti. Size de yaranılmıyor diye başlayıp yemek yapmıyorum artık kendi pisliğinizi yiyin diye bitirmişti.


İçindeki kurt büyüdü. Kurdun hareketleri artık kendi hareketi olmuştu. İki saat sonra fırının önünde çocuklarla birlikte taksinin içinde idiler. İşçiler bari çocukları götürme biz bakarız dediler ama dinletemediler. Fethiye ye taksi ile yola çıktılar.


Ertesi gün fırıncı fırındaydı aynı taksi ile dönmüşlerdi. Kasap da açıktı ama dükkandan çıkmıyordu. O artık ortalarda görünmüyordu.

Fırıncı karısını yazlıkta kasapla basmıştı ve bunu da çocuklara göstermişti. Analarını bir daha istemesinler diye. Kasabı rezil etmek içinde tüm esnafa olayı anlatmışdı. Hatta hangi pozisyonda yakaladığını bile söylüyordu. Karısı kasabın üstündeymiş.


Akşamüzeri esnaf f fırıncıya geçmiş olsuna gelmişti fırının önü kalabalıktı. Kimisi dedikodu ediyor kimisi geçmiş olsun diyor kimisi niye kasap niye ben değil diye düşünüyor, kimisi kasabı eleştiriyor kimisi de kasabı linç etmekten bahsediyordu. İçlerinden birisi yaşı yetmişe gelmiş ayakkabı tamircisi dede ki esnaf öyle çağırırdı. Kuşu ötmediği, prostat kanseri olduğu ve ilaç kullandığı için bir tek o fırıncının karısına iç geçirmemişti. Yavaşça fırıncının yanına yaklaşıp geçmiş olsun dedi ve başladı fırıncının kafasına parmağını vurarak konuşmaya…

“ Bu fırıncı var ya bu fırıncı, mahalleye ilk geldiğinde tığ gibi delikanlıydı. Bekardı. Eskiden fırınlar elektrikli mazot değildi taş fırındı. Odun ekmeği yerdik. Bu salak, bu fırına her gün bir kamyonet odun alırdı. Sabaha kadar çalışırdı ben ona söylemiştim ama dinlemedi. Bu odun kafalı o karıyı oduncudan kaçırmıştı karıda ki göz, göz değildi. Bunu kafalamıştı . Bu da o karıyı kafalamak için her gün bir kamyonet odun alırdı. Bu karının oduncudan dört tane çocuğu vardı. Demiştim bu odun kafalıya vazgeç bu karıdan diye ama dinlemedi kaçırdı karıyı gelin etti dört çocuk da buna yaptı demiştim kalın kafalıya. Oduncuya yar olmayan fırıncıya yar olmaz diye kendi çocuklarına analık etmeyen karıdan ana olamaz diye. Oduncuya karılık etmeyen kadın sana karılık etmez diye. Bak dediğim oldu işte bu karı kasaba da yar olmaz. Ama bize ne… “

Esnaf dağıldı fırıncı ellerini başının arasına aldı çöktü olduğu yere. Bir günde on yıl yaşlandı. Dede döndü fırıncıya. Bir çift laf daha etti:“ Ama helal olsun karıya. Oduncu… Fırıncı… Kasap… Gittikçe kalite artıyor .”


Fırıncı göğsünü tuttu. Morardı. Esnaf koştu bir taksiye attılar hastaneye zor yetiştirdiler 10 gün sonra hastaneden çıktı fırıncı. Eve karısı ile döndüler. Ertesi gün fırına bir ilan astılar satılık diye. Fırın satıldı. Fırıncı ve karısı evi boşalttılar ve İstanbul’a taşındılar. Duyumlara göre, orada da bir fırın almışlar; yine aynı terör yine aynı küfürler…

Kasap iflas edip dükkanı kapattı İstanbul’ a taşındı.

Esnafa göre İstanbul’a gitmeleri Ankara’nın elektrik direkleri fazla alçaktan geçiyormuş, fırıncının da boynuzları takılıyormuş.

Fırıncıya göre, çocuklar anasız büyüyemezmiş.

Kasaba göre,  İstanbul büyük şehir, yeni bir hayat.

Bana göre hepsi insan…

Haa ! Fırıncının İstanbul adresi mi? O bende saklı, yazmıyorum.

 

İletişim

Jinekolog Doktor Derviş Özer

Kadın Hastalıkları ve Doğum Mütehassısı

Muayenehane

Meşrutiyet Caddesi No: 42/15

Kızılay/ ANKARA

Telefon

0 312 435 51 20

Cep Telefonu

0 532 372 56 68